1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na göre, Taraf ehliye olan her gerçek veya tüzel kişi, yasalarca belirlenmiş birkaç istisna hariç, kendi davasına dair belgeleri hazırlayabilir, davasını bizzat açabilir veya işini takip edebilir. (md. 35/3)

Velayet veya vesayet altındaki kişileri, avukat olmayan velileri veya vasileri, yasal temsilcileri  olarak mahkemede temsil edebilir. Tüzel kişiler de aynı şekilde yasal temsilcileri tarafından temsil edilir. Kişinin kendisi veya yasal temsilcisi dışında herhangi bir kişi adına yalnız ve yalnız avukatlar dava açabilir veya açılan davada kişiyi temsil edebilir.

Bir kişinin dava ehliyetine sahip olması, mahkemede haklarını doğru ve eksiksiz savunabileceği anlamına gelmez. Çünkü hukuk eğitimi almamış bir kişinin hukuki mevzuatın tamamına ve mahkeme usul kurallarına vakıf olması beklenemez. Avukat yardımı olmadan bir hukuk veya ceza davasında kendini temsil eden kişi, hak kaybına uğrayabilir.

Dava açacak bir kişinin haklarının tamamından haberdar olması, tüm hukuki mevzuatı ve duruşma usul kurallarını bilmesi beklenemez. Bir hukuk veya ceza davasında avukat yardımı almayan kişi, haklarını, tüm mevzuatı ve duruşma usul kurallarını bilmediği için hak kaybına uğrayabilir. Bu nedenle davalarda avukatla temsil hak kayıplarını önler.

Avukata verilecek ücreti gereksiz masraf olarak gören, avukatın yapabileceği işi kendi başına yapabileceğini düşünen ve davasını veya icra takibini kendileri yürütenler, ileride telafisi mümkün olmayacak hak kayıplarına uğrayabilirler.

Bazıları, “İnternet’ten dava dilekçesi bulurum. forumlarda soru sorar, yorumları okurum,  bulduğum dilekçeyi kendi durumuma uyarlarım.” diyerek avukat tutmak istememektedir. Oysa İnternet’teki bilgiler her zaman doğru olmayabilir. Bazen eksik, bazen yanlış, bazen de eksik tarihli olabilir.  O konuda kanun değişmiş veya Yargıtay içtihat değişikliği yapmış olabilir.

Mesela 2013 yılında 6502 sayılı Kanunla mülga olduğu halde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna, gayrimenkul ve çatılı işyerlerinin kiralanması konusu 2011 yılında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa dahil edildiği halde 6570 sayılı Kanuna veya marka ve patent konuları 2016 yılında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda toplandığı halde 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK ve 551 sayılı Patentlerin Korunması Hakkında KHK’ya dayanarak yazılmış dava dilekçeleri İnternet’te yaygın bir şekilde bulunmaktadır.

Kanun değişikliği olmasa bile, hukuk nosyonu bulunmayan bir kişi, bulduğu örnek dilekçeyi her zaman doğru yorumlayamaz, kendi durumuna doğru uyarlayamaz.

Davalarda avukatla temsil edilme mecburiyetinin bulunmaması, pek çok kişide “ben de yapabilirim” düşüncesine neden olmaktadır. Ancak bu düşünce çoğu zaman doğru değildir, hukuki danışmanlık alınmadan yürütülen davalar veya hukuki işlerde avukatsız iş görmenin sakıncaları anlaşılmaktadır. Ancak ileri aşamalara gelindiğinde davanın ilk aşamalarında yapılmış hataların düzeltilmesi veya eksikliklerin giderilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle pek çok avukat bu noktada kendisine yapılan başvurular nedeniyle zor durumda kalmaktadır.

Dava açarken yapılan eksiklikler veya hata fark edildikten sonra avukata başvuran kişinin kayıplarının her zaman telafisi mümkün olmayabilir.  Dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı ile ikinci tanık listesi sunma yasağı nedeniyle zamanında öne sürülmemiş hususlar ve  deliller davada dikkate alınamaz. Yine ilk itirazlar ile zaman aşımı ve hak düşürücü süre itirazlarının cevap dilekçesi ile öne sürülmesi gerekir.

Türkçe okuyup anlayabilen herkes açıp yasaları okuyabilir, hakimler de o yasaları uygulayarak hüküm kurarlar.  Ancak bir konu hakkındaki tüm hukuki kurallar aynı  kanun içinde sıralı ve toplu şekilde yer almayabilir. Bir kanunda verilen genel hükmün başka kanunlarda istisnaları olabilir.

Duruşmanın yürütülmesi de sıkı usul kurallarına bağlıdır. Usul hukukunu bilmek kısa yoldan dava kazandırabilir, usul hukukunu bilmemek yüzünden haklı dava kaybedilebilir.

Mesela bir işçinin fazla çalışma ücreti, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi işçi alacakları için kendi başına veya arzuhalciye yazdırdığı dilekçe ile açtığı davada yapılacak usul hataları halinde işçinin hak kaybına uğraması sıklıkla yaşanan bir durumdur.

Bazı mahkemelerde istinafa başvuru süresi kararın tebliğinden değil tefhiminden itibaren başlamaktadır. Tefhim duruşmada hazır bulunan tarafa sözlü olarak kararın bildirilmesidir. Bu karara itiraz edecek taraf istinaf için tebligatı beklerse hak kaybına uğrayabilir.

İdare veya vergi mahkemelerinde açılan davalarda dava dilekçelerinin azımsanmayacak bir kısmı İYUK 3 ve 5. maddedeki şartları sağlamadıkları için reddedilmektedir.

İdari davaların süresi içinde açılması çok önemlidir. Süresi içinde açılmadığı için reddedilen davalar da azımsanmayacak kadar çoktur.

Memurun aldığı disiplin cezasının iptali, tayininin durdurulması, imar planı değişiklikleri, kesilen imar cezasının iptali, vergi cezasının veya idari para cezalarının iptali gibi pek çok konu idari yargının görev alanına girmektedir. Özellikle vergi davalarında idari yargılama mevzuatına hakim olmayan kişiler tarafından yazılan dava dilekçeleri hak kayıplarına neden olmaktadır.

Sürenin önem taşıdığı hukuki alanlardan bir diğeri de icra takibidir. Kişinin gelen ödeme emri haksız ise 7 gün içinde itirazda bulunması gerekir. İtirazın usulüne uygun ve zamanında yapılmaması daha sonra çok daha külfetli hukuki süreçlere neden olacaktır.

Kişilerin mağduriyetlerine neden olan konulardan biri de sözleşmelerdir. Sözleşmelerin dikkatli okunmaması, kendisini garantiye alacak maddelerin eklenmemesi, karşı tarafın üstünlüğüne neden olacak haksız maddelerin kabul edilmesi veya kanunen hükümsüz veya geçersiz sayılacak maddelerin yazılması gibi nedenlerle kişiler sözleşmeden kaynaklı sorunlar yaşayabilmektedir.

Altına imza atacağınız sözleşmenin beklentilerinizi karşılayıp karşılamadığından ve ileride aleyhinize beklenmedik sonuçlar doğurmayacağından  emin olmak için bir avukat tarafından incelenmesini sağlamalısınız. Böyle bir sözleşmeyi imzalamış ve aleyhinize bir durum oluşmuşsa, mağduriyetinizin en aza indirilmesi için de yine bir avukata danışmalısınız.

Sözleşmelerde bazı düzenlemeler kanunla yasaklanmış olduğu için yok hükmünde olabilir. Mesela tüketici sözleşmelerinde haksız şart niteliği taşıyan maddeler ile bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri (genel işlem koşulları) yazılmamış sayılır. Avukata danışmadan imzaladığınız bir sözleşmenin neden olduğu bir mağduriyetten avukata danışarak kurtulmanız mümkün olabilir.

Ancak herkesin maddi durumu avukatlık ücreti ödeyebilecek kadar iyi olmayabilir. Maddi durumu yetersiz ve belli koşulları sağlayan kişiler için ceza yargılamasında zorunlu müdafilikhukuk yargılamasında adli yardım uygulaması yapılmaktadır.

Genel hatları ile açıklamaya çalıştığım üzere, hukuki dava ve işlemlerin avukatla takibi hak kayıplarını önler. Avukatlık hizmeti her zaman paralı değildir. Ceza yargılamasında zorunlu müdafilik, hukuk yargılamasında adli yardım kurumları bulunmaktadır.

Bunun dışında avukatlık hizmetleri de kişinin gelecekteki muhtemel mağduriyetleri göz önüne alındığında ücret bakımından pahalı değildir. Davanın aleyhinize sonuçlanması halinde uğrayabileceğiniz zarar, çoğu zaman, avukata ödemekten kaçındığınız tutardan çok daha fazla olacaktır. Sonradan üzülmemek için avukatlık hizmeti almanızda fayda vardır.

Davada avukatla temsil edilmenin faydaları kısaca şu şekilde özetlenebilir:

  1. Hukuk nosyonu bulunmayan bir kişi, yasal mevzuatı ve yargı kararlarını yakından takip edemez, hukuki meselesine uygun hukuki kuralı bulması her zaman mümkün olmaz. Salt mantık yürüterek dava kazanılmaz. Bu nedenle hem usul hukukunu hem de hukuki probleme uygulanacak maddi hukuk kurallarını bilen tecrübeli bir avukattan destek alınmalıdır.
  2. Çoğu kez avukat tutmamak, avukat tutmaktan daha pahalıya mal olabilir. Çünkü, davayı kaybeden  sadece hakkını alamamış olmaz, aynı zamanda karşı taraf avukat ile temsil ediliyorsa ona karşı vekalet ücreti ödemesi gerekir. Dava sırasında yapılan bir usul hatası nedeniyle hüküm kesinleşirse,  aslında hakkınız olan bir şeyi daha sonra yeni bir dava konusu yapamayabilirsiniz.
  3. Avukatlar karşılaştığınız hukuki problemi en iyi şekilde anlayacak ve çözecek kişilerdir. Her işi ehline danışmak gerekir.
  4. En baştan bir avukattan hukuki danışmanlık alarak dava açarsanız, küçük sorunlarınızı büyümeden çözümlemiş olursunuz. Önce avukat olmadan dava açar ve sonradan avukat ile devam etmek isterseniz usul yasaları yüzünden davanın başında kullanabileceğiniz pek çok hakkınızı kullanamayacağınızı unutmayın.
  5. Avukatlar, karşı tarafın hangi hukuki delillere ve mevzuata dayanacağını, nasıl hamleler yapacağını, hakimin ne şekilde karar vereceğini kendi tecrübelerine dayanarak daha iyi tahmin edebilir. Bu nedenle karşı tarafın hamlelerine karşı önlemleri daha iyi alır, Yargıtay içtihatları doğrultusunda hakimin görmek istediği hususları sunar. Bu sayede dava sürecinin daha hızlı ve başarılı sonuçlanması sağlanır. Bu nedenle hukuki probleminize ilişkin her türlü detayı, aleyhinize olsa dahi avukatınızla paylaşmalısınız. Hatta dava konusu olay ile ilgili varsa kusurlarınız veya aleyhinize olabilecek hususları baştan avukatınızla paylaşırsanız, avukatınız durumunuza en uygun çözümü daha doğru şekilde bulabilir.

Aşağıdaki telefon numaraları veya email yolu ile bize ulaşabilirsiniz.

İletişim: (90 232) 332 21 10 veya  (90 544) 288 5280
email: yusuf@ateskan.av.tr 

ADRESİMİZ: (Stadyum Metro İstasyonu yakını)  Çınar mah. 5003/2 sk. No:3-5 Gümüş Plaza Optimus D:206  35090 Bornova/İzmir